Cuma, Ocak 30, 2009

Kaşık ile Yeşil Mercimek Aktarımı

Bu akşam Berk yeşil mercimekleri kaşık eşliğinde kapdan kaba aktarmaya çalışdı. Berk'in sağ elinimi yoksa sol elinimi kullanacağını henüz bilemiyorum. Bazen sağ elini bazende sol elini tercih ediyor. Ben düzeneği sağ elini kullanacağını düşünerek oluşturdum. Bu akşam Berk sol elini kullanmayı tercih etti. Kaşığı sol eli ile tutup soldan sağa aktarmaya çalışdı. Berk'i bu aktivitede ne tam başarılı ne de başarısız olarak nitelendirebiliyorum. Kaşık ile aktarmaya çalışdı. Başarılı olduğu zamanlarda çok mutlu oldu. Zaman zaman ellerinide işi içine karıştırdı. Mercimekleri yerden tek tek alıp kaplara atmaya çalışdı. Yaklaşık yarım saat oynadıkdan sonra kapdan kaba direk boşaltmayı keşfetti. Bundan sonrasında kaşık kullandırmak imkansızdı. Kaplar arası tranfer çok daha hoşuna gitti. Mercimekler amacını aşıp Berk'in ağzına girmeye başlayında aktiviteyi sonlandırdım.





Perşembe, Ocak 29, 2009

Mini Lapbook

Montessori grubu sayesinde haberdar olduğum lapbook terimini epey araştırdım. Lapbook için ideal yaşın 3 sonrası olduğu belirtiliyordu çoğu yerde. Fakat daha küçükler için mini lapbook tarzı hazırlıklar yapılabileceğini okuyunca bende cesaretlendim ve işe koyuldum. Mini lapbook için bile 2 yaş sonrası diyorlardı. Ben Berk'in mini lapbook ile erken tanışmasının bir sakıncası olmadığına karar verdiğim için işe koyuldum.


Mini lapbook hazırlamak bu kadar zahmet ve zaman gerektiriyorsa acaba lapbook oluşturmak için neleri gözden çıkarmak gerekiyor. Çok emek veriliyor ama verilen emeğe değecekmiş gibi geliyor.


Doneleri hazırlamış yol üstünde Office 1 a uğramış eve gelmişdim. Berk'in uyumasından sonra işe koyuldum. Saat 20:10 gibi başladım ve saat 22:30 da bitti. Ölç, kes, yapıştır, zımbala. Fonda Mercedes Sosa. Hırs yaptım bu akşam bitmeli bu iş. Berk'im yarın mini lapbook ile haşır neşir olmalı.


Berkim umuyorum benim beğendiğim kadar sende beğenirsin annenin el emeğini.


Tema: Kırmızı Renk





Çarşamba, Ocak 28, 2009

Berk ve Yumurta Tanışması

Berk sabah kahvaltısında en çok yumurtayı seviyor. İlk yumurtasını bitiriyor. Bir süredir aklımda Berk'in yumurta ile pişmeden tanışması vardı. Fakat araya hastalık başka işler girince bir türlü olmadı. 4 pismemis yumurtayı önüne koydum. Tabiki çiftlikden getirdiğimiz köy yumurtalarını bunun için harcamadım. Marketden aldıklarımızı verdim Berk'e. Önce top gibi oynadı yumurta ile. Halının üstüne düştüğü için kırılmıyordu. Yere düşen yumurtayı hızlı bir şekilde yerden alınca birden kırıldı yumurta. Yumurta kırılınca macera başladı. Bir saat yumurtayı inceleme, çırpma, kapdan kapa aktarma, kabukları parçalama şeklinde geçti. Berk çok eğlendi çok da öğrendi. Elbet eğlence sonrası istikamet direk banyo.







Pazartesi, Ocak 26, 2009

Ferda Teyze ile Güzel Bir Akşam

Eski iş yerimden sevdiğim bir arkadaşım geldi. Berk'i özlemiş, benide özlemişdir tahminim :)

Hep beraber yemek hazırladık, yemek yedik, oyun oynadık, mutfagi darmaduman ettik. Berk banyo sefasını yaptı, şebeklikler yaptı, bizi hem mutlu hem de mesut etti. Berk Ferda Teyzesini pek bir şenlendirdi.

Berk'i yatağa yatırdığımızda Ferda'nın tepkiler:

Ooohhhh be
Erkek çocuk kız çocuğa göre daha farklı oluyormuş
Bu hıza nasıl dayanılır
Tek başına yıkamak, hazırlamak zor işmiş
Yaw banyo sonrası vücut kremi eksik kalsın
1-2 seneye bunlar geçer unutulur gider

Hep beraber eğlenceli güzel bir akşam geçirdik.

Yine bekleriz Ferda Teyzesi.

27 Ocak-2 Şubat 2009 Liste ve Yapılanlar

Sabah
1 id ekmek
1 kk peynir
cay, ıhlamur vs
Ara
1 secim meyve
Öğle
1 yumurta+4 kaşık menemen
1 id ekmek
Ara
1 secim meyve
Akşam
2 seçim et grubu
Özel salata
1 id ekmek

Özel salata
Taze nane
Taze maydanoz
Tatlı Kırmızı biber
Bol sumak
Nar ekşisi

Dikkat edilecek hususlar:
*Günde 4 bardak MDS içilecek.
*2 litre su içilecek.
*Yatmadan en az 3 saat önce yemek yeme işlemi bitirilecek.
*Hergün karın hareketleri yapılacak.
*Haftada 3 defa evdeki alet ile yarım saat hafif tempoda çalışılacak.
.
.
.
27 Ocak 2009
Bugün aksamalar oldu. Öğlen iş yemeğine çıkıldığı için döner yedim. Akşam bir dilim ekmek ve elma yedim. Fakat denge sağlanamadı tahminim.
.
.
.
28 Ocak 2009
Diyet çok düzgün yapıldı.
.
.
.
29 Ocak 2009
Diyet çok düzgün yapıldı.

Pazar, Ocak 25, 2009

Hmmmmm, Ne Yapmam Gerekiyor Acaba

Akşam yemeğimizi yiyoruz. Güzel güzel eğleniyoruz. Berk kuru kayısı kavanozunu gözümün önünde eline alıyor. Ben sandalyeden kalkıp kavanozu elinden alana kadar kavanoz tuzla buz. Hmmmmm, ne yapmam gerekiyor acaba.

Berk, kavanozun düştüğü yere bakıyor. Berk'in tepki:
Düütttüüüüü - (Düştü)
Ooooouuuuhhhhh - (elektrik süpürgesi)

Aaaa, teşekkür ederim Berkcim demek elektrik süpürgesini getirip temizlemem gerekiyormuş.

Cumartesi, Ocak 24, 2009

Yaramazlık Berkden Temizlemesi Benden

Sabah güzel bir güne uyandık. (24.Ocak.2009) Berk kahvaltısını bitirdi sıra bende. Berk masadan kalkınca ilk istikamet tabiki soğan-sarımsak dolabı. Zeytinyağı-sirke şişeside bu dolapda duruyor. Normalde bu kutuları alır sallar sonra bırakırdı. Ben kahvaltıyı hazırlarken topu topu 1-2 dakika içinde bir bakarım zeytinyağı kapağı açılmış ve şişenin yarısı belinden aşağı dökülmüş. Dolap-soğan-sarımsak-yerler kısaca heryer heryer heryer zeytinyağı.


Berkim tepkilerin harikaydı. Bu kadar kaygan birşey ile ilk defa haşır neşir oluyordun. Yürümeye çalışıyordun ayağın kayıyordu, tutunmaya çalışıyordun elin kayıyordu. Ellerini temizle dedim ellerini birbirine sürtmeye başladın ama olmuyordu. Bu görüntüleri resimleyemediğim için çok üzgünüm. Ama ikimizde yağ içindeydik. Buna sanıyorum ilk gizli yaramazlığı etiketi koymak en doğrusu. Yaramazlık ama onda bile ne kadar tatlısın. Seni seviyorum Berkim.

Perşembe, Ocak 22, 2009

Ses Kaynağını Bulma

Malzemeler
İki tane iç içe girebilecek kapaklı kutu
Müzik kutusu

Uygulama
Müzik kutusu çalışır hale getirilir. Müzik kutusu en küçük kutuya konuyor. Küçük kutu büyük kutuya yerleştirilir. Kutu Berk'in duyabileceği bir yere yerleştirilir. Berk sesin geldiği yeri bulur ve kutuları açarak müzik kutusuna ulaşır.

Odaklanma Süresi
Berk bununla oynamakdan sıkılmıyor. Ben sıkılmaya başlayınca kaldırıyorum.





Aktivitenin Alındığı Kaynak
Öyle Kafadan Uydurma

Gezilesi-Görülesi-İnsanı Mutlu Edesi

Tuğba'nın blogunda çok güzel bir oyun gördüm. Bende yapmaya karar verdim. Arşivindeki 4. klasörü açıyorsun ve içinden 4. fotoyu seçip hikayesini anlatıyorsun.

Büyük bir heyecanla açtım arşivi. Çok güzel bir resim çıktı ortaya. Yıllar evvel gittiğim Kenya Safari resimlerini görünce birden heyecanlandım.

İnsanlara Kenya'ya gidiyorum dediğimde "yaw deli misin? Ne işin var orda" aldığım en fazla tepkiydi. Ben ise hayatımın en güzel tatillerinden biriydi diyorum...HALA



4 durakdan oluşan bir tatildi. Naorobi, Masai Mara, Amboselli, Mombasa. Belgeselerde alışık olduğumuz görüntüleri çıplak gözle görmek, leoparların asaletine aşık olmak, Masai yerlilerinin kabilelerini gezmek, ortak dilde anlaşamadan sadece bakışarak neler yaşadıklarını anlamaya çalışmak ama başaramamak, araba lastiklerinin terlik olmasına şahit olmak, kulak deliklerin genişletilmesine hayretlerle bakmak, kadının her yerde kadın olduğunu anlamak, bu liste uzar gider.

Berkim umudum o ki gün gelecek bu fotolarda babi, sen ve ben bir arada olacagiz. Dünyada görülesi-gezilesi-insanı mutlu edesi ne kadar yer varsa hep beraber gitmek dilegi ile.

BÜKÇE= KADIN DİLİ

Berk'im hemcinslerim kabul etsin veya etmesin gün geliyor bu kahramanlara dönüyoruz. Gün geldiğinde bu satırları okuduğunda aklının köşesinde kalması için ekliyorum bu postu.



Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden oğluma telefon açtım, "Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim." dedim. Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya giriyorum.

Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam göstermem gerekiyor.

Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!

-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.

-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar modern olamadım.

Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım.

-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?

-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe'yle üç dil oluyor.

-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin.

Güldü. Güldüğü zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.

-Kadınların ayrı bir dili mi var?

-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe'yi öğrenmeli.

-İyi de niye Bükçe?

-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler. Eğip bükerler; onun için dilin adını "Bükçe" koydum.

-"Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.

-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum" diyorsun ama karın hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum" un onun için bir anlamı yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.

-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?

-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi, kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların iletişim yetenekleri çok güçlü.

-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani.

-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan, küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar. İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?" diye canları sıkılır.

-Biz de bazen Canan'la böyle sorunlar yaşıyoruz. "Niye düşünmedin?" diye kızıyor bana.

-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar, küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız, onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?

-Var dedik ya oğlum, Bükçe'yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır mısın?

-Hazırım baba.

-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile anlattığı bir konu, Bükçe'de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu sana "Bugün bir elbise aldım." diye söylemez. Elbise almak için dışarı çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

-Hikaye dili yani.

-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir. İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da "seni sevmiyorum" demiş olacaksın.

-Ne alakası var baba "seni sevmiyorum" demekle "kısa anlat" demenin?

-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini düşünürler.

-Bu önemli. Bükçe'de dinlemek sevmektir diyorsun.

-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar. Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz şeydir.

-Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir kaç saat surat astı. ";Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence nerede hata yaptım?

-"Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydın. Canan bunu şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."

-Peki ne demem gerekiyordu?

-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardır. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin, günün zehir olmazdı. Mesela bir gün kucağına oturup "Ağır mıyım?" derse sakın ;Evet, biraz" falan deme "Hayır" de. Yoksa bir daha kucağına oturmaz.

-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa yapsınlar.

-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

-Ve asla unutmazlar, değil mi?

-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için "Biraz cimri." demiştim. Hala "Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme sokar, en çok göreceğim yere koyar.

-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.

-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları anlayacaksın ama "Sen şunu mu demek istiyorsun?" diye asla yüzüne vurmayacaksın.

-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de diyebiliriz. O beni iğnelediğinde "Niye bana iğne batırıyorsun?" Diye sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.

-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. "Akşama tok mu geleceksin?" diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir. Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım annenin ne demek istediğini. "Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum" demek istiyor. Anladım ama tabi "Ne demek istiyorsun?" demedim.

-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.

-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir seyler getir yiyelim" demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?"dedim. "Tamam." dedi. Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.

-Bu Bükçe'de kısa konuşma yok mu baba?

-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın, soruyorsun, "Neyin var?" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak, ağlamaya başlar.

-Bükçe'de "Hiçbir şey yok." demek ";Çok şey var, benimle ilgilen." demek oluyor, o zaman.

-Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur, sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; "Şu anda konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur. Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan, ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksın tabi.

-Bir arkadaşım da "Kadınların 'Peki.' demesi tehlikelidir" demişti.

-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir 'peki', 'olur', 'tamam' her zaman tehlikelidir. Bu Bükçe'de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat pekinin yanında "Peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa korkmaya gerek yok.

-Zor bir dil baba.

-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor. Dili anlaman yeterli.

-Anlamak da pek kolay değil ama.

-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten. Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca, düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz zannederler.

-Nasıl yani?

-Mesela, karın sana "Ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın, ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır. Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

-Küçük ama önemli detaylar.

-Aynen öyle. Mesela karın "Üşüdüm." diyorsa, "Üstünü kalın giy." demeni ya da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.

-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe'yi. Ne kadar erken başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.

-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın neresinden dönülse kardır.

-Not mu alsaydım... Epeyce detayı varmış dilin.

-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük "Fark etmez."dir. "Fark etmez"i kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan yap." diye anlarlar.

-En değerli sözcük nedir?

-Sen bil bakalım.

-"Seni seviyorum." herhalde.

-Evet, kadınlar "Seni seviyorum." sözünü sık sık duymak isterler. Biz erkekler ";Söylemiştim, zaten biliyor." diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi geliyor bana.

-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok önemli tabii. kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl, televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.

-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa, büyük büyük verirler.

-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı. Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya başladı. Az sonra geldi.

-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe'yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?" dedi. Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabii canım, istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.

-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.

-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe'yi öğretmeseydin h ali mi düşünmek bile istemiyorum.

Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan, isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri gülsün.

Sema Maraşlı'nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından....

Haouv Haouv Gittiiii

Akşam odasında oyun oynuyoruz.
Dışardan köpek sesi geldi.
Bir anda durdu.
Pür dikkat dışardaki sesi dinledi.
Ses kesilince "Haouv Haouv Gittiii" dedi.

Çarşamba, Ocak 21, 2009

Berk Günlük Rapor-21 Ocak 2009

Her ikimizde hastalığı yavaş yavaş üstümüzden atınca daha normal hayata dönüş yaptık. Her ikimizinde neşesi yerinde olunca hayat çok güzel oluyor.Berk ile bugün çok güzel vakit geçirdik.

Beyaz kutucuğun içinde olan ahşap bloklar ses küpleri. Her birinden ayrı ses çıkıyor. Hepsini sallayıp seslerini dinledik. Ses ayrımına girmedik. Berk'in buna henüz hazır olmadığını düşünüyorum. Öncelikle ses küplerini tanıması ve sesleri iyice öğrenmesi gerekiyor. Berk çok eğlendi küplerle. Küpleri kulağıma yakın sallayıp "Hadi sen ayır sesleri" der gibiydi :)

Ses küplerinden sıkıldıkdan sonra dolabında legolarını getirdi. Legoları ile oynarken ben birbirlerine geçiriyorum Berk söküyor. Berk henüz kendi takamıyor. Aslında uğraşıyor ve nadiren tamda olmasa üst üste denk getiriyor. Berkin sökme hızına yetişemiyor. Benim takmamı beklerkende sinirleniyor. Bende artık şekil yapmadan hızlı hızlı takıyorum hemen veriyorum eline. Lego her ikimiz içinde çok yorucu geçiyor. Ben takarken o sökerken yoruluyor.

Uzak Ülkelerden Hayvan Dostlarım-3 defa okuduk.
Hayvanat Bahçesi-4 defa okuduk.
Renkler-1 defa okuduk.

Berk 2-3 gündür resimdeki yap-boza özel ilgi duymaya başladı. Çok da güzel bir yapboz. 4 katdan oluşuyor toplam. Her katda bir tema işlenmiş. Taşıtlar, deniz hayvanları, vahşi hayvanlar ve çiftlik hayvanları. Deniz hayvanlarında 4 adet örnek konmuş, diğer temalardan 3 adet örnek konmuş. Bazen resimin konması gereken yeri buluyor yani bazen resimleri eşleştiriyor fakat tam olarak oturtamıyor. Bunun için biraz daha zamana ihtiyaç var.

Hastalık tam geçene kadar yakalamaç, koşmaca tarzı oyunları rafa kaldırdım. Hafta sonu hava güzel olursa acısını parkda çıkaracağız.

Berk Dişleri Altıladı

Berk yavaş yavaş dişleniyor:) Ortadaki iki dişe arkadaş geldi. Üst sol (bana göre) diş dün çıktı. Deneyimi olan arkadaşlarım ön dişlerin problem olmadığını azı dişlerinde zorlanacağını söylüyorlar. Umuyorum azı dişler Berk'i çok yormaz. Bir an önce dişlerin çıkmasını istiyorum. Berk badem, fındık tarzı şeyleri çok seviyor. Dişler çıksın Berk hapur hupur sevdiklerini yesin.

40 Yıl Sonrasının Acı Gerçeği

İngiltere Sağlık Bakanlığı obozite ile savaşmak için çok güzel bir kampanya başlatmış. 10 çocuğun bugünki beslenme alışkanlıkları ile 40 yıl sonra nasıl görüneceklerini bilgisayar ortamında düzenlemişler. Sonuç içler acısı. Araştırmalar gösteriyormuş ki 2050 yılında her 10 çocukdan 9 u kilolu olacakmış.

Benim Berk'e abur cubur vermeyişime, hiç tuz vermeyişime, tatlı tattırmayışıma kızanlara çok güzel bir örnek. Benzer kampanyanın Türkiye içinde başlatılmasını canı gönülden istiyorum.


Salı, Ocak 20, 2009

Montessori Dolabımız Geldi

Berk'in oyuncak dolabına ihtiyacı vardı. Nasıl birşey alırsam faydasını görürüz diye uzun uzun araştırdım. Berk'in odası büyük olmadığından çok işlevsel birşey olması gerekiyordu. En sonunda en mantıklısının Montessori Dolabı olacağına karar verdim. Hem işlevsel hem de Berk'in çok rahat edeceği bir dolap şekli olduğu inancındayım. Türkiye de bu tür dolap satan bir yer varmı bilmiyorum ama ben kendim araştırmalarımı derleyip dolabı çizdim ve marangozda yaptı. Aslında gönlümde bir de kitaplk var. Fakat Berk'in odasına kitaplığı koyarsam oynaması için alanı kalmıyor. Montessori Dolabının en alt kısmını Berk'in kitalarına ayırdım. Kitaplarını üçe böldük. Bazı kitaplarını alt kata bazı kitaplarını çatı katına favorilerinide dolabına yerleştirdik. Berk'in ilk tepkileri çok mutlu etti beni. O kadar çabuk benimsediki dolabını çok sevindim. Berk şu an dolabının ilk üç rafına hakim. Bende oyuncak sıralamasını ona göre yaptım.



Dolabın Önden Tam Görünüşü


Dolabın Yukardan Görünüşü


Dolabın İlk 3 Rafının Resmi-Berk'in Rahatlıkla Ulaştığı Bölümler


Berk Dolabını Keşfederken


Dolabın Sol Tarafı- Berk'in Sanat Eserlerini Asmak İçin Mantar Şeklinde


Dolabın Arka Tarafı- Bir Kısmı Tebeşir Tahtası Bir Kısmı Mıknatıslık


Dolabın Sağ Tarafı Ayna

Anne-Oğul İlaçsız Günleri Bekliyoruz

Ne yazık ki bir haftalık tedavi tam anlamı ile sonuç vermedi. Dün kontrole götürdüm Berk'i. Kulakları biraz kızarmış, hırıltı azalmış fakat hala devam benimde bir dünya hasta olmamda cabası. Doktor artık antibiyotik zamanı dedi. Berk 3 veya 5 gün (duruma göre karar verecek) antibiyotik kullanacak.



Berk den sonra bende artık bir doktora görünsem iyi olacakdı. Benim hastalığım geçmedikçe Berk iyi olamayacakdı. Kulaklarım kötü olmuş. Sinüsler dolmuş. Bende anlam veremiyordum bu kadar baş ağrısına. Kulak ağrısı az az çekiyordum. Bir güzel banada antibiyotik yazıldı.



Eczacı Bey bizi tanıyor. Oooo, Evrim Hanım bir poşet ilaç alıp eve gideceksiniz anlaşılan dedi. Gerçekdende haklıydı. Bir poşet dolusu ilaçla eve geldim.

Pazartesi, Ocak 19, 2009

20 Ocak-26 Ocak 2009 Liste ve Yapılanlar

Sabah
1 su bardağı süt (%50 yağlı)
1 karper kadar (kk) peynir
1 ince dilim (id) ekmek
Ara
1 seçim meyve
Öğle
2 seçim et grubu
1 id ekmek
Ara
4 kuru kayısı+10 badem
Akşam
1,5 sebze grubu
1 id ekmek
1 kase yoğurt

Dikkat edilecek hususlar:
*Günde 4 bardak MDS içilecek.
*2 litre su içilecek.
*Yatmadan en az 3 saat önce yemek yeme işlemi bitirilecek.
*Hergün karın hareketleri yapılacak.
*Haftada 3 defa evdeki alet ile yarım saat hafif tempoda çalışılacak.
.
.
.
20 Ocak 2009
Bugün hastalıkdan dolayı listeyi tam uygulayamadım. Yemem gerekenden daha az yedim. Tad almadığım için yemek yiyemiyordum. Ben az yersem kilo veremiyorum. Olaya iyi tarafından bakıyorum en azından az yemek yemeye alışıyorum yavaş yavaş.
.
.
.
21 Ocak 2009
Diyet hiç aksamadan yapıldı. Hastalık sebebi ile spor bu hafta yapılamıyor.
.
.
.
22 Ocak 2009
Diyet hiç aksamadan yapıldı. Hastalık sebebi ile spor bu hafta yapılamıyor.
.
.
.
23 Ocak 2009
Diyet hiç aksamadan yapıldı. Hastalık sebebi ile spor bu hafta yapılamıyor.
.
.
.
24 Ocak 2009
Diyet hiç aksamadan yapıldı. Spor önümüzdeki hafta başlanacak.
.
.
.
25 Ocak 2009
Diyet hiç aksamadan yapıldı. Spor önümüzdeki hafta başlanacak.
.
.
.
26 Ocak 2009
Diyet hiç aksamadan yapıldı. 27 Ocak sabahı tartılağım.
.
.
.
20Ocak
Kilo:70
27 Ocak
Kilo: 68,1

Kilo Verme Serüveni Başlıyor

Bu yazı sadece kendime. Berkim senden izin alıp burdaki sayfalarindan birkac sayfa calmak istiyorum. Konuşamıyorsun ama olsun annenin bu ricasini geri çevirmesin sanıyorum. Sana hamile kaldığımı öğrendiğim gün 53 kilo idim. Aslında benim boyumda bir insan için balık etli sayılabilecek bir kilo. Ama ben kendimi bildim bileli hiç zayıf biri olmadım. Bir hırs arada bir 49-50 civarına düştüm ama bende ki bu boğazla hoooopppp kısa sürede verdiklerimi aldım.

Artık ipin ucu kaçtı. Obezlik sınırına geldim. Bu hızla gidersem korkum o durki vinç ile kaldırıp indirecekler beni. Zamanı geldi geçiyor bile.

Gözü çıkasıca Amerikadan döndüğümde böyle olmuştum. 3 yılda şeklim değişmişdi Amerikada. Allah için o günlerime dönmek için 2 kiloya daha ihtiyacım var. O günlerden biraz daha iyi durumdayım. Yaw bırak Evrim en başta dedin bu yazı sadece kendine. Gerçekçi ol. O günlerden hiçbir farkın yok şu an.

Hamilelik sırasında çok dikkat etmişdim Hamileliğin son 3 ayını Amerikada geçirecek olmamda üstümde stres yaratmışdı. Aman dikkatli ol aman kendini kaybetme telkinleri ile uğurlanmıştım Amerikaya. Gerçekdende çok başarılı olmuştum. Çok mantıklı kilo almıştım.

Doğumdan 15 gün sonra Türkiyeye dönünce ipin yeni kopmuş boğa gibi tek kelime ile çılgın gibi yemeye başlamışdım. Kendime dur diyemiyordum. Uzun uzun anlatsam yeni bir blog açmam gerekecek tahminim. Artık diyetisytene para vermek istemiyorum. Burda kendime bir kontrol mekanizması oluşturmak istiyorum. Belki şansa benim ile beraber bu işi yapan birkaç kişi olur ve birbirimize destek ola ola bir de bakarızki kilolar gitmiş.

Amerika dönüşü Selahattin Dönmeze gitmişdim Çok da güzel kilo vermişdim. Şimdi aynı listeyi uygulayarak kilo vermek istiyorum. Serüven yarın başlıyor. Her Salı sabahi tartılıp ilerlememi buraya kaydedeceğim.

Başarmalısın Evrim. Zamanı geldi. Tek yapman gereken hedefe kilitlenmek. (pek bi gaz verdim kendime)

Pazar, Ocak 18, 2009

Stickerlar Her Yere

Çok önceden renkleri öğrenirken kullanabileceğimizi düşünüp yuvarlak stickerlar almıştım. Bugün birşey ararken bunları buldum. Berk'in çok hoşuna gittiler. Stickerler amacına uygun kesinlikle kullanılmadı. Berk ve ben yüzümüze, kollarımıza, ayaklarımıza kısacası heryerimize yapıştırıp şenlikli dakikalar geçirdik. Canım oğlum o gülücükler hiç yüzünden eksilmesin.


***Kara Göründü***

Yavaş yavaş eski günlerimize dönüyoruz. Ben daha iyi hissetmeye başladım, Berk'in iştahı biraz daha iyi, Berk mızmızlıkdan yavaş yavaş kurtuluyor. Tahminim ve ümidim o durki 2-3 güne eski mutlu, sağlıklı, huzurlu günlerimize döneceğiz.

***KARA GÖRÜNDÜ***

Cumartesi, Ocak 17, 2009

.........

Berkim bugün çok zor bir gündü hem senin hemde benim için. Bugün açlık grevine girmişdin. Hastalıkdan yavas yavaş kurtuluyorsun fakat hastalıkda göstermen gereken naz ve niyazı şimdi göstermeye başladın. Bütün gün yediklerin yarım armut (küçük boy), çeyrek muz (küçük boy), yarım çay bardağından az süt. Bunlarla nasıl ayakda kalabildiğine şaşıyorum. Her seferinde yemen umudu ile değişik bişeyler yapıp sonra çöpe dökmem sinirlerimi laçka etti. Bu hastalıkda beni sabırsız yaptı sanıyorum. Gün geçtikçe iyileşmem gerekirken bugün en halsiz en kötü hissettiğim gündü.

Çok zor bir gündü her ikimiz içinde. Yarının yeni bir başlangıç olacağını biliyorum. Tüm kalbimle diliyorum ki yarın ben daha sağlıklı sende daha uyumlu bir güne başlarız.

Cuma, Ocak 16, 2009

Biricik Koca-Sevgili Libya Yollarında



Perşembe, Ocak 15, 2009

Kocakarı Tarifi-Öksürük ve Nefes Tıkanıklığı İçin

Berk öksürükden boğulacak gibi oluyor. Nefes alma güçlüğüde cabası. Epey zorlu günler geçiriyor. Tek tesellimiz meyve yemeyi kesmedi. Yemek yemeyi istemiyor fakat meyve yemeye ve süt içmeye hayır demiyor. Bu günlerin en kısa sürede geçmesini diliyoruz.

Kocakarı karışımı sanki iyi gelir gibi oldu.

Ihlamur
Kurutulmuş Kuşburnu
Karanfil
Çubuk tarçın
Taze zencefil
Su

Hepsini bir güzel kaynattık. Buharını Berkin çekmesi için çabaladık. Bal ekleyerek bir bardak içirdik. Her gün 2-3 defa uygulamaya çalışacağız.

Çarşamba, Ocak 14, 2009

Salı, Ocak 13, 2009

Merdivenler Birer İkişer

Berkim bugün ilk defa desteksiz kendi kendine emeklemeden merdivenleri çıktın. Bir elini duvara sürte sürte kendi kendine konuşa konuşa bir çıkışın vardı ki merdivenleri şaşırdım. Hiç beklemediğim bir anda çok güzel bir sürpriz oldu. Henüz resimleyemedim.

Canım oğlum çok tatlısın büyüyorsun emin adımlarla.

Kesinlikle Tavsiye Edilir

İnsan hiç umulmadık yerlerden çok güzel şeyler buluyor. Kadıköy Alkım'a gitmişdik. Kitap bakarken birden gözüme bir set çarptı. Harika. Bir yaş çocukları için özel dizayn edilmiş pastel boyalar, kuru boyalar, gazlı kalemler, beyaz ve renkli kağıtlar, boyama kitapları (şimdilik pek bi anlamı yok ama olsun Berk gelişi güzel boyuyor), makaslar vs. Yolunuz Kadıköy'e düşerse bakmanız önerilir.

Gazlı Kalem Çalışması

Berk bugün ilk defa gazlı kalem ile tanıştı. Kalemleri açıp kapamak, gelişi güzel orayı burayı boyamak, boyadığı yerleri incelemek - bir saat süre ile sıkılmadan yaptığı üçlü. Tek elle boya yapmakdansa her iki elinede boya alıp ikisi ile aynı anda hırslı hırslı çizmeyi tercih ediyor.


Berk SANAT ESERİ

Misafir Misafiri Sevmezmiş Ev Sahibi Hiçbirini

Misafirler azalacağına ne yazık ki gün geçtikçe artıyor. Bunun son misafir olmasını diliyorum. 3-4 günede misafirlerin hepsini kapı dışarı etmek en büyük dileğim.

Berkim gücüne hayranım. Bu savaşı antibiyotiksiz atlatman en büyük dileğim.

Pazartesi, Ocak 12, 2009

Davetsiz ve Tadsız Misafirler

Bir hafta süre ile evimizde davetsiz misafirler olacak.


Berk mutsuz, Berk üzgün, Berk halsiz.

Berk SANAT ESERLERİ


Berk SANAT ESERLERİ

1-Parmak Boya Çalışması
2-Pasel Boya Çalışması
3-Sulu Boya Çalışması



Ciğerci Hulusi


Normalde pek sevmem ciğeri. Biricik koca-sevgili gel seni bi ciğerciye götüreceğim anlamayacaksın ciğer yediğini dedi. Düştük yollara. Berk'e yedirmeye pek cesaret edemedim. Bir adet çöp şiş yaptılar Berke. Bizde ciğerleri gelen yan ürünlerle zenginleştirdik ve miğdeye indirdik. Dediği gerçek çıktı sevgilinin. Ciğer tadı kesinlikle yok. En yakın zamanda bir daha gidilirmi ciğerciye cevap hayır. Biraz zaman geçmeli bünye bu ciğeri bir sindirmeli sonra gidilmeli.

Cumartesi, Ocak 10, 2009

Poyrazda Kum Eşliğinde Şahane Bir Gün

Hep derim, en çok sevdiğim hava güneşin tepemde olduğu soğuğun iliklerime işlediği hava. İzinli olduğum günden beri bu kıvamda hava yaşıyor İstanbul. Hava böyle oluncada evde oturmak imkansız oluyor. Pılımızı pırtımızı toplayıp tüm enerjimizle kendimizi sokaklara atıyoruz. Sabah bir uyandık harika bir gün. Kadro hazır. Rota Poyraz.

Bir kaç hafta evvel Rumeli Feneri ve Rumeli Kavağını gezerken en kısa zamanda karşı kıyıları gidip gönüllerini alalım demiştik. Bugün gönül alma zamanı idi. Poyrazköye gidip Karadenize ve Rumeli tarafına el salladık. Rüzgardan gözler kısık gemilerin Boğaza girişini çıkışını seyrettik. Dalgaların güzelliğine bir kere daha hayran kaldık.

Manzaradan doydukdan sonra Poyraz plajı tarafına indik. Balıklarımızı yedik ve bir heyecan Berk, Kuzen Serap ve ben plaja gittik. Berk kumu görünce elbetteki çıldırdı. Kum Berk için terapi. Kum ile oynamakdan çok zevk alıyor. Aklımda bir saate yakın kumda oynamak vardı. Fakat ben bile bunun delilik olacağına kanaat getirdim. Yarım saat sonunda ellerimi hissetmez olmuşdum, burnum düşecek gibiydi. Berki kumdan vazgeçirmek çok zor oldu. Aslında Berk çok inat eden bir çocuk değildir. Bu sefer yaklaşık 10 dakika kum için ağladı. Çok özür diliyorum oğlum, haklısın kumu çok özledin daha çok oynamak istiyordun fakat soğuk beynimizi donduracak gibiydi. Arabaya bindiğimizde derece 4 gösteriyordu. Bu havada yarım saat kumda eğlenmemiz bile büyük cesaret.


Annane-Berk-Kuzen Serap-Halam


Poyraz plajında Berk


Poyraz plajında Berk ve Ben



Berkcim kumun tadını özlemiş misin?


Bu plajda neden bizden başka bir Allahın kulu yok?

Cuma, Ocak 09, 2009

Merak

Çok merak ediyorum Berkim?

Yılların babası neden babi oldu????

Babiiiii.....
Babiiiii.....
Babbbiiiii....

Soğuk Ama Güneşli Bir Günde Tuzla

Uzun zaman olmuş Tuzlaya gitmeyeli. Tuzla dendimi aklıma çok şey gelir. Berk ile bugün birkaçını paylaştım. Albatrosu turladık, Tuzlanın meşhur köftesini yedik, Tuzlanın sahilinde gezdik, Tuzlanın Mercanını gezdik elbetdeki Ankara Mercanın tadı damağımızda kaldı. Bir sonraki sefere Mustafa da balik yeriz canım oğlum. Sahil yenilenmiş hem güzel olmuş hem de bozulmuş. Neden plaj kalmamış anlamadım. Tuzla merkezde neden plaj olmaz ki?? Hava soğukdu. Soğuk ama güneşli. Güneş de bize yetti. Soğuk eğlencemize engel olamadı.

Her günümüz böyle güzel olması dileği ile Berkim.







Tuzla Albatros

Güzel günlerdi
Yaş 9-15 arası
Okullar kapanır gidilir
Okullar açılır dönülür
O zamanlar denize giriliyordu
Sitede arkadaşlıklar
Yan sitede arkadaşlıklar
Akşam gazoz çekirdek parası yeterdi
Çok severdim evimizi ve bahçesini

Bugün ben büyümüş hayatıma Berkim eklenmiş
Beraberce gittik eski evimize
Anılar, Hayaller, Sevinçler, Heyecanlar, Üzüntüler
Ne Yaşanmışsa sanki bir saat evvelmiş gibi
Bir çırpıda geçiverdiler aklımdan
Burnumun direği cızzz etti ya birden


Evimiz

İnanamadım Palmiye ne kadar büyümüş

Ya Manolya