Salı, Kasım 24, 2009

Hava Kuvvetleri Müzesi


Müze gezilerine başlamamız gerektiğini biliyorduk. İstiyordum ki ilk müze deneyimi zevkli olsun ki ilerde müzeye gideceğiz dediğimizde offf pofff sesleri duymayalım. Pazar günü arkadaş tavsiyesi ile Hava Kuvvetleri Müzesi'ne gittik. İlk müze deneyimi için çok doğru bir seçim.

Uçak içinde yarım saat pilotçuluk oynaması
Bizlerinde çocuklaşıp ona ayak uydurması

Kırık dökük de olsa her türlü düğmeye basması
Pervaneye yardım olmadan dokunabilmesi

Uçakların etrafında gezmesi
Kanatlarına çıkıp binmeye çalışması
Koca motorlu uçakları tanıması
Helikopterlerin ihtişamını görmesi
Kısacası herşey Berk'in bu müzeye olan sevgisini perçinledi.
Yeşilköy'e gelmişken Kaşıbeyaz'a gidip lahmacun yemeden dönmek olmazdı. Berk'in en çok sevdiği ve tek yediği junk food lahmacun. Lahmacunu bitirdikden sonra Kaşıbeyaz'ın köşesinde ki ışıklarda uçakların kalkışlarını seyrettik. Çok seyirlik bir noktada olduğumuzdan biz sıkılsakda Berkimiz sıkılmadan tadına vara vara uçakların kalkışlarını seyretti.

Pazartesi, Kasım 23, 2009

Sabah ki tuvalet faslında konuştuk uzun uzun - Uyuyan Güzel'i uyandıran prens gibi Berk de at binicek, dıgıdıg dıgıdıg yapıcak. Yol boyunca "at minceeem men uyumuuuucaaamm" dedi durdu ama son 15 dakika dayanamadı kestirdi. Yavaşça Berk geldik dememizle gözlerini açıp "men at minceeeemm" demesine şaştık kaldık.

Sıra bize gelene kadar, pür dikkat binenleri seyretti. Ara ara sabırsızlanıp "men gitceeemm" demedi değil. Atın üzerine oturunca biraz tedirgin oldu fakat çok kısa sürdü.

40 yıllık biniciymiş edasıyla pek bir ciddi turladı. Şansına "Düldül" inatçı çıktı. Kafasına estikçe durdu hareket etmemek için direndi. Herşeye rağmen Beyaz Atlı Prens kıvamında 15 dakika pek bir gururla gezdi.

Çok güzel bir İngiliz atının tımarlanma ve rahatlama zamanına denk geldik. Tımarlandıkça hayvanın rahatlığı her halinden belli oluyodu.
Nasıl da asil hayvan bu at. Duruşu bakışı insanın içine içine işliyor.
Çok zevkli bir gündü hepimiz için. Berk at binerken hem babi hem anni iç geçirmişiz keşke biz olsaydık Berk'in yerinde. Berk'in bu kadar zevk alabileceğini düşünmemiştik. Çıkarken çiftlikden söz verdik hepimiz ayda bir buradayız.

Pazartesi, Kasım 16, 2009

Bal, pekmez, yumurta, peynir. Bunları duyunca ne geliyor insanın aklına-kahvaltı. Bizim evde bunların ayrı bir anlamı daha var. Babi ve anni acıktımı Berk'i öperek doyabiliyor. Sağ yanak bal yanak, sol yanak pekmez yanak, çene peynir, alın yumurta. Sabahları uyanınca uzun bir günaydın faslımız var. Mini, mickey, arabalar herkese günaydın diyoruz. Ardından Berk'i öpmeye başlıyoruz.


-Aaaa bal yanağın tadı azalmış, aaa pekmez yanağın tadı azalmış, dememizle.
-Men kahvaytııı yapcaamm.


Kahvaltıdan sonra tüm tadlar yerine geliyor ve yeni tadları test etmek için yeni bir öpme faslı başlıyor. Domuz gribi bu kadar kol gezerken öpmek tehlikeli biliyoruz ama kendimizi durdurmamız imkansız. Öpüleninde çok hoşuna gittiğini kesin yazmam lazım.


Bazen durup durup sağ yanağını gösterip anne bal yanakdan öp diyor ya işte o an eridiğim andır.

Pazar, Kasım 15, 2009

Renksizliğin Tersine Çok Renkli Anlardı

Yer: Kadıköy-Beşiktaş vapur seferi
Tarih: 15.11.2009

İstanbul Kazan Biz Kepçe Bölüm 2

Birinci bölümden Berkimizin bu kadar zevk aldığını anlamamıştık. Cuma dan başladı söylemeye. "Meenn vapuyaa binceeemmm" "Meenn metyoya binceeemmm" Bu kadar ısrara kayıtsız kalmak ne mümkün. Aklımız da tek şey vardı vapur ve metro. Güzergah ne olacak ne yapıcaz hiç bilmeden çıktık yola. Arabamızı Kadıköy'e park ettikden sonra Beşiktaş'a geçmeye karar verdik.
Kadıköy vapur Beşiktaş
Beşiktaş yaya Kabataş
Kabataş finiküler Taksim
Taksim metro Şişhane
Tünel tramvay Galatasaray Lisesi önü
Galatasaray Lisesi önü yaya Tünel
Tünel finiküler Karaköy
Karaköy vapur Kadıköy
Yorgunluk mu??? Yok canım kim demiş.

İskelede bineceğimiz vapurun gelmesini seyrederken.



Düdüklü tencere-Düdük aşkı ve Düdük makarna-Düdük aşkı.
Tramvay peşinde koşarken ve tramvay içinde cama pıırrrr yaparken

Cumartesi, Kasım 14, 2009

St. Martin's Day - Lantern Fest


Berkim seninle yeni şeyler öğreniyoruz.

Pazartesi okul ile bizim yazışma defterine bir paragraf yazılmıştı. Okudum okudum sona geldim tam olarak anlayamadım. Öğretmenin el yazısı kullandığından anlaşılması zor dedim içimden, birde biricik kocaya sorayım dedim. Baktı baktı ve evet 5 litrelik boş su şişesi yollayın olarak teyit etti. Merakla yolladık. Bilgilendirici e-mail geldiğinde anladık bu şişenin istenme sebebini. Cumartesi St. Martin's Day kutlanacağından fener yapacakmışsın. Biz fenerine bayıldık. Şimdi baş köşede yerini almış duruyor.


Bu yaşımda Berkim sayesinde yeni bir festival daha öğrenmiş oldum. Her yıl 11 Kasım da kutlanırmış. Çocuklar fenerler yapar, karanlık oldukdan sonra sokakda fenerleri ile gezerlermiş.

Kalabalık bir grup saat 6 da yürüyüşe başladık. Fener yürüyüşü pek ilgini çekmedi. Yaptığın feneri taşımak istememende cabası. Eline iki üç defa alıp 30-40 saniye tuttun.
-Beyk tutmuuuyycaaaakkk. Baba, tut elimdeeennnn.
Feneri babi ile dönüşümlü biz taşıdık. Eeee, St. Martin's Day-Lantern Fest yeni öğrendiğimize göre bu sene fener taşıma sırasının bizde olması normal.

Cuma, Kasım 13, 2009

11 Klasik Masal


Bu kitabı hatıra olarak saklamayı düşünüyorum. Giriş kısmınada fikirlerimi yazacağım. Kitabı sayfa sayfa ezberledi, hali ile bizde. İçindeki masallar - Uyuyan Güzel, Alice Harikalar Ülkesinde, Alaaddin'in Sihirli Lambası, Fareli Köyün Kavalcısı, Küçük Denizkızı, Çizmeli Kedi, Pamuk Prenses ve Yedi Cüce, Kurşun Asker, Taşa Saplı Kılıç, Bremen Şarkıcıları, Pinokyo. Hangi masalın arkasında hangi masal gelecek, öylesine bir sayfa açıldığında resme bakarak hemen hangi masala ait olduğunu, masallar içinde ki belli yerleri ezbere biliyor. Nedendir bilinmez Taşa Saplı Kılıç ve Bremen Şarkıcıları hiç ilgisini çekmiyor. O masalların okunmasından pek hoşnut olmuyor.Resimlere bakarak hikayenin nerde kaldığını anlıyor ve devamını kendi kendine anlatarak bitiriyor.
Mesela Pamuk Prenses'e kötü kalpli üvey annesi sepet içinde zehirli elma götürürken ki resmini görünce. Berk başlıyor anlatmaya:
-Cadı Pamuk Piyensese eyma veliyollll. Pamuk piyensess uyuyolll. Cücelellll agliyolllll. Bak buyda aglıyoooolllll. Piyens geliyolllll.
Yada
Uyuyan Güzel için babası bildiri yayınlıyor. Duvara asmışlar. Berk bu sayfayı açınca başlıyor anlatmaya:
-Dım dıdımdımdım. Bunda büyle iğne, tığ, şiş, çivi gibi şeyleeeyyy yasak. Kıyalıınn emyyiiii. Bak buyda heykes dinliyooo.

Birincisi bu kadar hoşuna gidince ikincisini de aldık. İkincisi kesinlikle birincisi kadar ilgisini çekmedi. Hala favorisi birincisi.

Servis

Berk hayatına yeni bir olgu daha oturttu. Servis. 2 Kasım'dan beri servis ile okula gidip geliyor. Önceleri biraz yadırgadı. İki -pardon bir- gün Emine Teyze'si onunla beraber servise bindi ve okula gitti. Servisin en küçüğü. Servis yıllarımda her sene başında değişmez duamdı bu sene en son alınan ben olayım, bu sene biraz daha fazla uyuyayım. Dualarım benim için hiç tutmamıştı meğersem oğluma tutacakmış. En son alınan o ve alındıkdan 5-10 dakika sonrada okulda. Saat 8:50-8:55 gibi evden alıyorlar saat 1:10-1:15 gibi eve bırakıyolar. Dönerken servisde ki tek öğrenci. Yarım gün okula giden öğrenci sayısı az, gidenlerdende servise binen birtek Berk.

Artık servis ve okul ikilisini hayatına tamamen yerleştirdi. Sabah kahvaltı yaparken konuşuyoruz.
Anne: Berk ben nereye gidicem şimdi?
Berk: Ayyee işe gidicek.
Anne: Berk nereye gidicek?
Berk: Men okuuuulaaa gidceeeemmm. Seyvise binceeeemm. Seyvisde aykadaslayy vayyy.


Salı, Kasım 10, 2009

Fotoroman Gibi

Pek abur cubur bilmez. Tatlı ile arası yoktur. Çikolatayı acı diye tükürür. Şaşılacak şey babi bir oturuşta koca Nutella kavanozunu silip süpürür, anni için tatlı dendimi akan sular durur öyle ki yer yer doymaz biraz daha yer. Berkimiz ise tuzlu ve ekşi sever. En sevdiği sokak yiyeceği simit. Simitçi görürse işaret parmağı ile devamlı göstererek bozuk plak gibi simit alalım simit alalım der durur.
Pazar günü Karaköy sahilinden aldığımız simiti öyle bir afiyetle yediki fotoroman gibi.