Çarşamba, Aralık 30, 2009

Sözünü Tuttu Noel Baba

Bu akşam evimizi kurabiye kokusu sardı. Berkimizin tatlı sevmediğini düşünerek tuzlu kurabiye getirmeye karar verdi Noel Baba. Birde o küçücük pofidik eller değince kurabiye hamuruna tadı daha bir başka oldu. Araba, motorsiklet, otobüs, dondurma, tavşan, fil, kuş, ayıcık, küçük çocuk, yıldız kalıplarını görünce çıldırdı. Hamurun başından kaldırmamız çok zor oldu. Haksızda sayılmaz çok zevkli bir oyundu onun için.
Mutfak konusunda pek becerikli olduğum söylenemez. Çok araştırdım internetde. Tahminim 50 farklı tarif buldum. İstedimki Berkim çok sevsin yaptığımı, ki isteğimde gerçekleşti. Keşke tarifi hangi blogdan aldığımı not almış olsaydım. Tek kelime ile harika oldu.
Tuzlu Kurabiye
1 paket oda sıcaklığında margarin
1 çay bardağı sirke
1/2 çay bardağı sıvıyağ
3 tatlı kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tuz
1 paket kabartma tozu
1 paketden 2-3 bardak eksik un. (alabildiği kadar koydum)
1 tatlı kaşığı mahlep
bütün malzemeleri karıştıırıp (un hariç)
yavaş yavaş unu eleyerek yoğurdum
üzeri için yumurta sarısı ve susam
önceden ısıtılmış 180 derede fırında 20 dakika pişirdim

Salı, Aralık 29, 2009


2009'a veda, 2010'a hoşgeldin yemeği. Bunun senin sayfanda pek yeri yok gibi dursada bu buluşmanın başlangıç sebebi sensin. Bu sana bir teşekkür yazısı aslında.

2007 Mart sonu Nisan başı, henüz karnımda ufacıksın ve hamilelere özel pilates derslerine başladım. İşte bu masada ki herkes aynı sınıfın öğrencileri. Hepimizin karnında mercimek tanesiyken başladı arkadaşlıklarınız ve arkadaşlıklarımız. Senin Ozan-Tan-Sami-Talya adında mercimek tanesi zamanından arkadaşların, benimde Seçil-Aslı-Dilek-Burcu adında eğlenceli arkadaşlarım oldu.

Güzel bir akşamdı, söz vermiştik çocuk konusu masada geçmeyecekdi. Başarı oranımız %90, ki %100 kadar başarı demek bu.

Pazartesi, Aralık 28, 2009

Berk Harikalar Diyarında

Arabalar, uçaklar, itfaiye araçları, tanklar, helikopterler, motorlar, vapurlar, trenler, otobüsler, elektrik deneyleri, ev aletleri, atlı karınca. (liste uzar gider) Biz 4 saat kadar müzedeydik Cumartesi. Berk kendini 4 saat cennetin bir köşesinde sandığına adım gibi eminim.

Rahmi Koç Müzesi hep aklımızın bir köşesindeydi. Cumartesi sabah son dakika kararı ile çıktık yola ki planlar başkaydı. Bu kadar mı doğru son dakika kararı verilir.

Ne ilginç, sanki önceden tanışmışlarda uzun bir aradan sonra hasret gidiyorlarmış havası vardı Berk de. Nasıl mutluydu nasıl heyecanlaydı, inanılmaz.

Bindi, indi, tırmandı, cıktı, bastı, döndü, şaşdı.

Sıkılmadan bulaşık makinasının düğmesine 10-15 defa bastı. Müze girişinde ki trenin camına yapıştı ve sayısız kere düğmesine bastı.

Anatika arabanın ne zaman yanına gitti, ne zaman kapısı açıp içine binmeye çalıştı anlayamadık bile. Deniz uçağının içine binmek için, elini ayıramadık pencerenin kenarından.

İtfaiye arabasının basamağına yapıştı, kendi kendine hayallere daldı. Tankın paletlerinde yürüdüde yetmeyip de acaba kapağından nasıl içeri girerimi düşünüyordu.

Motorun önünde oturup sürmeyle yetinmedi elbette, birde arka koltuğuna geçip başladı ayakalarını sallamaya. Motorun düğmesini keşfetmemizle Berk korku, heyecan ve mutluluk dolu 1-2 dakika yaşadı. Kendi boyutunda arabanın içine binince şaşkınlığını gizleyemedi.
Babi denizaltında geziye katıldığında, 4 defa atlıkarıncaya bindi. Onun yerine benim miğdem bol bol bulandı. 4 tur yetmeyip babi ile müze çıkışı 2 tur daha bindi.
Paşabahçe hala görevinin başında, ama arkadaşı Fenerbahçe de yemek molası vermek çok keyifliydi.

Hasköy-Sütlüce arası tren seferimizi günümüzün finali ve en can alıcı noktasıydı.

Cuma, Aralık 25, 2009


Pişmanım blogu daha erken tutmaya başlamadığıma. Keşke diyorum Berkim doğduğundan itibaren tutsaydım bu günlüğü.
Bugün ofisde çekmecelerimi toplarken gördüm 2008 yılına ait masa takvimini. Sayfalarını tek tek çevirirken farkettim ki Haziran'a iki not düşmüşüm.
Yazdıklarım harfi harfiyen:
15 Haziran 2008 Berk diş çıktı. Alt orta sağ diş.
16 Haziran 2008 işe başladım ve Ahmet Libya'ya gitti. :(

Bremen Mızıkacıları ve Gel-Git

Süreyya Sineması aklıma geldiğinde şöyle arkama yaslanıp 10 dakika düşünmem lazım. Ortaokul ve lise yılları, uzuun sinema kuyruklarını beklediğimiz günler. Hepi topu kaç sinema vardı o zamanlar, özelliklede ortaokul yıllarında. Süreyya, Reks ve As. Süreyya deyince aklıma Jurassic Park, Reks deyince Bodyguard, As deyincede Mrs.Doubtfire geliyor. Neden hiç bilmiyorum, kafamda böyle bir eşleşme oluşmuş.

Süreyya sinemasına oğlum için gideceğim 80 lerin sonları ile 90 ların başlarında aklıma gelecek en son şeydi. İçeri adım atar atmaz ah be dedim keşke Nikon yanımızda olsaydı. Geçmiş ve şimdi gel-gitleri, ne günlerdiler, vay beler eşliğinde oturduk koltuğumuza. Salonu görünce inanamadım. Bu kadar küçükmüydü? Bana orası ne kadar büyük gelirdi.

Bir ay evvelinde almıştım bileti, Dobgm den çocuk tiyatrosu için bilet almak ne zormuş. Biletler iki-üç günde tükeniyor. Bende biletleri satışa çıktığı gün almıştım.

Berk çok zevkle seyretti tiyatroyu. Tiyatroyu bol bol şarkılarla beslediklerinden Berk daha bir ilgi ile izledi.
Tarih: 20 Aralık 2009

Perşembe, Aralık 24, 2009

Sanki...

Birkaç gün boyunca bardakdan boşalırcasına yağan yağmurlarda terasdan yatak odamıza su damlamaya başladı.
22 Aralık Salı günü, Babi suyun nerden aktığını keşfedebilmek için terasa ara ara su döküyordu.
Ofisden geldikden sonra Berk ile çatı katında oynarken, Ahmet terasa çıktı ve suyu açtı. Berk hemen "Babi suyu açtı, kontyol edicek" dedi. 5-10 dakika sonra Ahmet suyu kapattı. Berk hemen " Babi suyu kapattı" dedi. Ahmet'in ayak sesleri teras kapısına doğru gelince Berk "Sanki babi geliyolll" Terasın kapısı açılınca "Evet evet baba geldi" dedi.
Sanki'yi ne arada öğrendi farkında bile değilim. Öylede bir kullanışı vardı ki sanki sürekli bu kelimeyi kullanıyomuşcasına.
Sanki bu faaliyete vuruldum gibi.
Not: Fotoğrafı okuluna gittiğimde çektim. Okulda yaptıkları çalışmaları panolarına asıyorlar.

İlk Maç Keyfi

Güzel oğlum değerini bilesin.

Ortaokul ve lise yıllarında 7-8 saat bilet ya da 11-12 saat stada giriş kuyrukları bekleyen ben, 32 yaşımda Fenerbahçe maçına gidip yenmesini diliyorum, çocuk için çiğ tavuk yenirin en güzel ve canlı örneyiyim.

Bu ilk maç deneyimin, istedim ki Fenerbahçe yensin. Babinin fanatiklik derecesini düşününcede son olmayacağı kesin.

Birkaç gün evvel annane ile telefonda konuşurken durup dururken başladın Fener Marşını söylemeye. Marş bitti:
Annane Sordu: Berk en büyük kim?
Senin Cevabın: Cimbom

Ehh be oğlum bu yaşta öğrendin politik olmayı. Biliyorsun ki annane fanatik Cimbomlu, baban fanatik Fenerli. İkisini de üzmek istemiyorsun. Baban en büyük kim derse cevap Fener, Annane en büyük kim derse cevap Cimbom.

Ama sen Fener marşını öyle bir soyluyorsun ki hiç yolu yok Fenerlisin. Ben sözlerini hep karıştırdığımdan, bana "anne sen sus sen milmiyoysun Feneybahceyi" demen bile komik.

Kalpleyi fetheden yenklel
Yaşaaa Feneybaceee (bu şaaa kısmını bastıra bastıra,sesini 2-3 ton kalınlıştırarak söylüyorsun)
Mazinde tayih yatalll
Yaşaaa Feneybaceee

Maçda herkesle ahbap oldun. Baba oğul devamlı çekirdek çitlediniz.
İstiklal Marşımız söylenirken herkese uyup hazırolda bekledin.
Küçük olmandan kaynaklı herkesin maskotu oldun, gülücükler suratından eksilmedi.
Tarih: 23 Aralık 2009
Saat: 18:30
Yer: Şükrü Saraçoğlu Stadı
Fenerbahçe 3- Altay 0 (biz ilk yarı sonu çıktık)

Çarşamba, Aralık 23, 2009

En son ağacımızı 2007 yılına girerken süslemiştik. Bu kadar ara yeterdi, 2010 yılına boynu bükük girmek olmazdı, ağacımız yerini almalıydı. Almalıydı almasınada süsler yerinde bizi bekliyorken, ağacımızın yerinde yeller esiyordu. Koca bir torba dolusu süsler, ışıklar dağılmış asılmayı bekliyor ama asılacak ağaçları yok.

Kim demiş süsler illa ağaca asılır diye. Camlar, dolaplar, duvarlar ne güne duruyor. Berkimizin odasını süsledik. Odasının 3 tarafını ışıklarla çevreledik, süsleri dolabina asdık, tavanına simli süsleri halka halka yaptık, kağıtdan kar tanecikleri kestik, camına 2010 bile yazdık.

O kadar keyili oldu ki, akşamları odasının lambasını söndürüp renkli ufacık ışıklara can verip, loş renk cümbüşü eşliğinde yılbaşı şarkılarını söylüyoruz, kitaplarını okuyoruz, noel baba ile kurabiye pazarlığı yapıyoruz.

Evimizde gerçekden yeni yıl için umut havası esiyor, tek eksiğimiz tarçınlı kurabiye kokusu- sözüm söz 31 Aralık akşamı doya doya hissedeceğiz.




Dün ofisden tam çıkarken elinde çiçekle biri geldi. Evrim Özkan'a demesi ile içimde kelebekler uçuşmaya başladı. Babini desteği ile Berkim beni çok sevdiğini söylemek için ofisime ilk defa çiçek yollamış. Nasıl da mutlu oldum.
Seviyorum böyle günleri. Ofise gelirken biliyordum masamda çiçeğimin olduğunu ama genede heyecanlar içinde geldim ofise.
Canım oğlum Berkim, canım aşkım Ahmetim, seviyorum ikinizide.

Salı, Aralık 22, 2009

İyi ki Doğdun Umut


6 çocuk bir arada olursa ne olur? Yanında oturanın söylediğini duyabilmek için ağzının içine girmek şart olur.

Cumartesi akşamı Umut'un doğumgünü için 6 çocuk bir aradaydı. İtişmenin, kakışmanın, vuruşmanın eksik olmadığı 3,5 saat geçirdiler. Çok da eğlendiler aslında. Zıp zıp zıplamalarından benim başım döndü.

Biz doğumgününe hediyemiz ol(a)madan gittik. Haklı sebeplerimiz vardı. Ama Berk elinde koca bir torba ile ayrıldı evden. Özge Teyzesi Amerika dan yeni ciciler ve arabalar getirmiş.

Pasta kesme zamanı geldiğinde hepsi büyük bir heyecanla pastanın başına geçti. Umut da büyük bir mutlulukla mumlarını üfledi.

Pazartesi, Aralık 21, 2009

Kuyabiye



Pazar günü muhabbet ede ede yolda yürüyoruz Berk ile. Bu sene Noel Baba sana ne getirsin, ne istersin diyoruz Berk'e. Hiç düşünmeden cevap veriyor.

*
*
""Kuyabiye""
*
*

Babi ile göz göze gelip sessizce "Nasıl ya?" diyoruz. Kaç yaşındasına cevap dokuz bittiydi, bundan bile daha fazla dumur oluyoruz.

Üzülüyorum bir an, bilmem ki neden. Hem ben değilmiydim, Berk faydası olmayan hiçbir gıda ile erken tanışmayacak diyen.

Haksız değil ki çocuk, bizim evimizi kaç defa tarçınlı kurabiye kokusu sarmıştır. Belki bir belki iki. Kurabiye bu kadar erişilmez bir şey Berk için.

Canım oğlum sözüm söz 31 Aralık da beraber kurabiyeler yapacağız. Bir tane yetmez deyip her iki elimizede kurabiyeler sıkıştırıp, doya doya kurabiye yiye yiye 2010'a gireceğiz.

Bunu Kesinlikle Kabul Etmiyoruz


Tamam doğru, her çocuk anne babasından gördüğünü en olmadı çevresinden gördüğünü yapıyor da, bu hareketi kesinlikle kabul etmiyoruz.

Ne ben, ne babi, ne o ne de bu. Kimse kimse kimse ama ciddi ciddi kimse yapmıyor bu işi.

Makayımm, ayağımda pislik vaymı? Aaaaa bu paymak ayamda pislik vayy, cikayayım.

Cuma, Aralık 18, 2009

Havada ucan,
Kayada kacan,
Vaymı bana bakaaan? (bir türlü yan kelimesini söylemiyor)

Pehlivan, pehlivaaannn
Haydi güyeşelimm.
Babisi ile üst üste alt alta el ense yapıp ciddi ciddi güreşiyor. Eeee, elbet bu çocuk güreşmeyi bilerek doğmadı. Her anne-baba farklı, çocuklarda onların eseri. Babiyi tanıyan tanır, elinin ayarını pek bilmez. Umut'un kafasına topu geçirirken de bilerek yapmadım demişti. Umut henüz 2,5 du.
*
*
Zamanla çocukların zevkleri çok değişiyor. Berk'in tek değişmeyen zevki banyo, banyo, banyo.Kısa banyo, uzun banyo kavramını öğrendi. Banyoya girmeden yapıyor pazarlığını, "men çook uzun manyo yapıcam".